11 Temmuz 2011 Pazartesi

Moskova Gorki Kültür Parkı Gezimiz

 

Kızıl Meydan, Moskova


Bugün Moskova’da son günümüz çünkü ev sahibim, ihtiyacı olması dolayısıyla, 2 günlüğüne bizim başka bir yerler bakmamızı rica etti. Biz de bunu bir sıkıntı olarak değil bir fırsat olarak görmeye karar verdik. Biraz düşünüp taşındıktan sonra sadece 2 günlüğüne St. Petersburg’a gidebileceğimizi fark ettik. Ama nasıl? O St. Petersburg seyahatimizin konusu.


Biz şimdi nerede kaldıysak oradan devam edelim. Hala Moskova’dayız. Gezecek ve görecek çok yer var. Bende bulunan haritayı açıp baktığımızda Moskova’nın ortasında yemyeşil bir kısım var. Üzerinde de Gorki Park yazıyor. O zaman çok düşünmeye gerek yok, bugün Gorki Parkı ziyaret edeceğiz. Özellikle benim amacı kısa sürede herşeyi görmek olduğu için sonuna kadar yürüme taraftarıyım. Fakat sabah evden ayrılıp Kızıl Meydan’a geldikten sonra çok ciddi bir hata yapmışız. Kızıl Meydan’dan bir metroya bindik ve Kiyevski Tren İstasyonu’nun olduğu yere gittik. Krasnoluşki Köprüsü’nün oradan başladık yürümeye. Bu hem yolumuzu inanılmaz uzattı, hem de çok ciddi zaman kaybetmemize yol açtı. Tabi tahmin edersiniz ki aslında problem haritayı okuyamamak değil, Moskova’nın ne kadar büyük olduğunu anlayamamak. Moskova gerçekten büyük bir şehir.


Biz yürümemize başladık ve Moskova Nehri kenarında büyük yemyeşil bir parka girdik. Buradan yolumuza devam ettik. İnsanlar da burada kayıyorlar, yürüyorlar ve koşuyorlar. Sessiz sakin harikulade bir park. Biz de CSKA Moskova’nın, Rusya’nın önemli futbol klüplerinden birisi, stadı Luzniki manzarasında hem yürüyoruz hem de çevremizin keyfini çıkarıyoruz. Derken karşımıza önemli olduğu boyutlarından anlaşılan dev gibi birr yapı çıktı. Önümüze derken tam önümüze değil, ileride bayağı ileride önümüze. Orada birisine sorduk nedir bu diye. Bize MGU olduğunu söyledi ama bizim kendisine anlamaz gözlerle baktığımızı farkedince açık halini de söyledi Moskova Devlet Üniversitesi. Biz aslında haritada tek parçaymış gibi görünmesine rağmen Moskova Devlet Üniversitesi’nin parkında yürüyormuşuz. En azından öğrenmiş olduk. Benim için sıkıntı yok, çok güzel bir park. Ama MGU’yu ziyaret edip gezmediğimize pişmanım. Bu parkın sonuna ulaşabilmek için aşağı yukarı 8 kilometre yürüdük.


Bu eğlenceli ufak yürüyüşümüzden sonra Neskuçni Bahçesi’ne ulaştık. Burada çok tatlı iki kız ile tanıştık ve onların kötü İngilizceleri ile anlaşmaya çalıştık. Dil çok büyük problem. Onlar bize harita, nasıl gideceğimiz ve nerelere dikkat etmemiz, görmemiz gerektiği konusunda bilgi verdiler. Bu güzelim bahçede havanında güzel olmasından istifade Ruslar çimlere uzanmış güneşleniyorlar. Türkiye’de hergün gördüğümüz birşey olmadığı için biraz şaşırmadım desem yalan olur. Çimlere oturmuşlar demiyorum, mayo ve bikini ile bariz güneşleniyorlar. Burada biraz serinleyip dinlekdikten sonra asıl amacımız olan Gorki Parkı görmek için tekrar harekete geçtik.


Neskuçni Bahçesi’nin hemen bittiği yerde Gorki Parkı başlıyor ama nerede biri başlıyor ya da nerede diğeri bitiyor pek anlaşılmıyor doğrusu. Gorki Parkı’nda olduğunuzu değişen içerikten anlıyorsunuz. Öncelikle bir köprünün yanından geçtik, tahmin ediyorum burası giriş gibi bir şey, 100 metre kadar yürüdüğünüzde ileride bir uzay mekiği görüyorsunuz ve bu sizi cezbediyor. Acaba gerçek olabilir mi? Burada hemen köprüden sonra büyük bir havuz var ve havuzun hemen kenarına insanlar güneşlensin veya dinlenebilsin diye ahşap bir bölüm yapmışlar, iskele gibi. Bir süre orada dinlendik çünkü buna ihtiyacımız vardı. Ayrıca hem havuzun hem de çevremizdeki birbirinden güzel bikinili Rus kızlarını izledik biraz. Park o kadar güzel bir yerde ve ağaçlık ve yeşil bir alan ki parkın içine girdiğiniz andan itibaren dışarıda yakıcı bir sıcak olmasına rağmen kendinizi serin ve ferah bir ortamda buluyorsunuz.


Parkın içinde uzun bir süre yürüdük çünkü gerçekten büyük ve güzel bir park. İçeride ufak bir lunapark bile var. Hatta unutmadan uzay mekiği bu parkın yanında ve biz ilk başta onu da parkın bir oyuncağı ya da etkinliği zannettik. Oysa uzay mekiği gerçekmiş, adı da Buran, Rusça kar fırtınası anlamına geliyor. Normalde belli gün ve saatlerde ziyarete açıkmış ve içine girip gezilebiliyormuş ama bizim şansımıza o sırada kapalıydı. Böyle bir hazineyi çok görmek isterdim. İşte böyle araştırmadan, plansız, programsız seyahat ettiğinizde böyle sizin için hassas noktaları kaçırabiliyorsunuz. Böyle diyorum ama bana bakmayın ben böyle seviyorum. Lao Tzu’nun da dediği gibi, iyi bir gezginin sabit bir planı ve varmaya niyeti yoktur. Tabi ben o kadar şanslı değilim birkaç gün sonra Türkiye’ye dönmek zorundayım.


Parkta gezerken pek çok güzel fotoğraf çektik onları da youtube kanalımda izleyebilirsiniz. Çok güzel görüntüler elde ettik. Burada da yine İngilizce bilen birileri bulabilir miyiz diye neredeyse herkesle konuştuk ama nafile. Bu parkla alakalı olarak parkın tam adı Gorki Kültür Parkı ama haritada sadece kiril harfleri ile Gorky Park yazıyor, ilk başta hiç aklıma gelmedi ama parka ismini veren büyük Rus yazarı Maksim Gorki’ymiş. Doğrusu bunu öğrendiğimde biraz utandım, nasıl aklıma gelmedi.


Gorki Parkın Sovyetler döneminden kalma çok ihtişamlı bir kapısı var. Asıl girişi bizim geldiğimiz yönün tam tersiymiş yani biz yolumuzu bir 8-9 kilometre kadar uzamışız. Ancak daha önce de söylediğim gibi bence çok keyifli bir rotaydı ve güzel bir yürüyüş oldu. Parktan çıktığımızda pek yürüyecek halimiz kalmadı. Normalde parkın bu ana giriş kapısı Kızıl Meydan’a yakın ama biz yorgunluktan eve metro ile gitmeye karar verdik. Artık nasıl bir şanssa metro istasyonun tam karşısında meşhur Lenin Anıtı bulunuyordu. Tabi böyle bir fırsatı kaçırmadım ve hop karşıya geçtim. Buradan Lenin, Moskova’yı izliyor, benim için ihtişam verici bir görüntü. Lenin’in hemen sol tarafında devasa bir devlet dairesi var, bunun ne olduğunu çok merak ettim. Yanına gidince tabelada okudum ki Rus Devlet Çocuk Kütüphanesi yazıyor. Bina bırakın bir bina olarak tamamen bir bloğu kaplıyor yani mahalle büyüklüğünde bir çocuk kütüphanesi. Zaten Rusya’da kitap ve edebiyat başlı başına ayrı birr konu.


En sonunda metroya bindik ve evimize doğru yola koyulduk. Sonuçta hazırlanmamız gerekiyor. İki günlüğüne de olsa St. Petersburg’a gideceğiz. En azından arkadaş ile konuştuk çantalarımızın evde kalabileceğini söyledi. Moskova metrosu inanılmaz bir metro neredeyse tamamı Sovyetler döneminde yapılmış. İnşasına çok önceden başlanmış ama büyük kısmı Stalin döneminde bitirilmiş. Her istasyonu ayrı bir mimari güzellik. Her istasyona ayrı özen gösterilmiş. Trenler eski ama genel olarak temiz ve bakımlı. Ayrıca sistem neredeyse Moskova’da her yere gidiyorsa da haritası öyle karmaşık değil. Tek ve galiba en önemli sıkıntı tüm tabela ve işaretler Rusça, kiril alfabesiyle, yazılmış. Yönünüzü anlayabilmeniz için okuyabilmeniz ya da her defasında birisine sormanız gerek. Ama korkacak bir şey yok Ruslar çok cana yakın ve yardım sever insanlar. Siz onları, onlar da sizi anlamasada eğer gideceğiniz yerin adını biliyorsanız size sonuna kadar yardımcı oluyorlar. Hatta bazen biraz abartıp sizi gideceğiniz yere kadar götürdükleri bile oluyor.


Genel olarak Rusya seyahatim ile ilgili söyleyebileceğim en önemli şeylerden birisi Ruslar çok cana yakın, sıcak kanlı insanlar ortadaki tek problem dil. Eğer onlar İngilizce biliyorsa ya da siz Rusça biliyorsanız iletişim kurmak, arkadaş olmak çok kolay ve çoğu zamanda eğlenceli. Türkiye’den vizesiz gelinebilecek olması burayı daha bir cazip yapıyor. Eğer imkanınız varsa mutlaka bir tatilinizi bu güzelim ülkeye ayırın.

Bu arada Youtube kanalıma abone olmayı ve videolarımı izleyip beğenmeyi unutmayın!




Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme