10 Temmuz 2011 Pazar

Rusya'nın Başkenti Moskova Kızıl Meydan

Moskova’da ikinci günümüzün çok daha iyi ve aktif geçmesini umuyorduk. Üzerimizden seyahatin yorgunluğunu atmıştık. Şimdi bir önceki güne göre daha enerjik bir şekilde çıkıp elimizden geldiğince herşeyi görmek istiyorduk.

İnsanlarla iletişim kurmak benim için çok önemli, her zaman farklı bir şehir veya ülkeye gidiyorsanız orada yaşayanlarla deneyiminiz çok daha zengin olur. Asıl şehri ve kültürü yerel halk ile deneyimlersiniz. Bu sebeple bizim de ilk istediğimiz şey yeni arkadaşlarla tanışmaktı. Ayrıca bu kısa seyahatte nadide güzellikteki Rus kızları ile de tanışmak, arkadaş olmak ve hatta belki ufak bir yaz aşkı yaşamak istiyoruz. Fakat çok iyi İngilizce bilmeme rağmen bilmediğim bir şey var, o da Rusya’da kimsenin İngilizce bilmediği.

Bizim kaldığımız ev görece Kızıl Meydan’a yakın sayılır. Rahatlıkla yürüyerek gidebiliyoruz ama sırf muhteşem Rus metro istasyonlarını görmek için bol bol metroyu kullanıyoruz. Her metro istasyonu ayrı bir mimari eser. Çok güzel tasarlanmış ve düzenlenmişler. Komünist dönem eserleri ile süslüler. Metro hem istasyonları olsun hem de trenleri olsun çok eski ama bu daha hoş ve nostaljik bir hava veriyor. Toplam 12 hat var ve şehrin gidilebilicek her yerine gidiyor. Arada ekstra bir ücret ödemeden rahatlıkla bir metroda diğerine aktarma yapabiliyorsunuz. Ama gideceğiniz yönü ve durağı bilmek ve Kiril alfabesi ile okuyabilmek çok önemli. En kötü ihtimalle metroda her durağı anons ediyorlar, o şekilde de durağınızı takip edebilirsiniz.

Sabah erkenden Kızıl Meydan’a indik ve kalabalık değilken rahat rahat etrafı gezdik. Kızıl Meydan’a Kremlin’e karşı girdiğiniz zaman hemen sol yanınızda Rusya’nın en eski alışveriş merkezlerinden birisi olan GUM kalıyor. Karşınızda Kızıl Meydan’ın bir kenarını baştan sona Kremlin oluşturuyor. Yine solunuzda ileride Kremlin’e yakın meydanın sonunda meşhur rengarenk Aziz Vasili Katedrali bulunuyor. Biz vardığımızda GUM’un hemen solunda bir inşaat vardı ama ne bilmiyorum. Bize göre sağda meydanın öbür ucunda ise farklı mimarisi ile Tarih Müzesi bulunuyor. Tarih Müzesi ve Kremlin’in duvarlar kırmızı taş ile döşenmiş ve anladığımız kadarıyla Kızıl Meydan’a politik olduğu kadar görsel olarakta bu kırmızı taşlar ismini vermiş. Çok büyük, arnavut karldırımıyla döşenmiş bir meydan. Bütün büyük törenler ve etkinlikler burada düzenleniyor. Meydanın Kremlin’in duvarı tarafında ortada Lenin’in mezarı var. Lenin burada mumyalanmış olarak sergileniyor. Lenin’in mezarı hem Ruslar hem de turistler tarafından sürekli ziyaret ediliyor.

Öncelikle sokakta bir teyzenin sattığı kızartılmış hamur işleri ile kahvaltımızı yaptık. Burada siyah çay hiç sıkıntı değil. Her yerde bulabiliyorsunuz, taze demlenmiş siyah çay. Ayrıca istemekte zor değil çünkü aynen bizde olduğu gibi çaya çay diyorlar. Hiçbir şey bilmeseniz bile rahatlıkla garsona çay diyerek bir çay sipariş edebilirsiniz. Semaver kelimesinin de Rusça’da aynı olduğunu öğrendiğimde çok şarşırdım. Biz de artık çok yaygın olmasa da Rusya’da semaver çok yaygın.

Kahvaltının ardından sıra geldi insanlarla konuşmaya, iletişim kurmaya ve arkadaş bulmaya. İşte bu kısım hiç umduğumuz gibi olmadı. Öncelikle Kızıl Meydan’da gördüğümüz tüm güzel Rus kızlarıyla tanışmaya çalıştık ama hiçbiri İngilizce bilmediği için iletişimimiz birbirimize gülmekten ileri gidemedi. Kızlardan ümidimizi kesince önümüze gelen herkesle konuşmaya çalıştık ama karşımızdaki İngilizce bilmeden imkansız. Ruslar çok cana yakın, yardımsever insanlar, eğer bir şey sormak isterseniz veya yardıma ihtiyacınız varsa kendilerini parçalıyorlar size yardım etmek için ama konuşmak, sohbet etmek çok farklı bir konu.

Diyalog kurmak için İstanbul’dan geliyorum demeniz yeterli. Neredeyse tanıştığımız, konuştuğumuz tüm Ruslar en az bir kere İstanbul’a gemişler ve adettendir diye tahmin ediyorum, çok sevdiklerini söylediler. Ben de Moskova’yı daha ikinci günden çok sevdim bir de arkadaş edinebilseydik. Bizim ev sahibimiz Vasily aslında süper kafa birisine benziyordu ama onunda işleri çok yoğun olduğu için bizimle ilgilenemedi.

Ben yeni kameram ile sürekli fotoğraf çektim. İnsan yeni bir yerde, mutlu ve heyecanlı olunca ne kadar yürüdüğünü ve zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor. Biz daha yeni kahvaltı yaptık derken bir bakdık öğlen olmuş. Her ne kadar temmuz ayında İstanbul’a göre daha serin olsa da güneş yine de kendisini hissettiriyor. Biz de Kızıl Meydan’ın Kremlin tarafında bulunan Aleksander Bahçesi tarafına geçtik orada ufak restoranlar vardı. Orada hem biraz dinlenmek hem de birşeyler yemek için ufak bir ara verdik. Burada ilk defa farkettim ki, ortamda, parkta, restoranlarda ve kafelerde neredeyse hiç erkek yok. Hatta bizim oturduğumuz restoranların olduğu yer kalabalık olmasına rağmen çalışanlar dışında iki erkek bizdik. Bu gerçekten ilgimi çekti. Bunun sebebi ne mutlaka öğrenmemiz lazım ama konuşamamak en büyük sorun.

Aleksander Bahçesi, bir park değil, adından da anlaşılacağı gibi çok güzel bir şekilde düzenlenmiş bir bahçe. Muhtemelen yaz olması dolayısıyla rengarek çiçeklerle döşenmiş. Burası aynı zamanda Kremlin’in girişi. Kremlin’e de gireceğiz ama bugün değil. Anladığımız kadarıyla giriş hem ücretli hem de Kremlin aynı zamanda da hükümet merkezi olması dolayısıyla güvenlikte çok fazla. Orada etrafı incelerken Chealse takımı kafilesini gördük. Onlar da CSKA Moskova ile hazırlık maçı yapmak Moskova’ya gelmişler, fırsattan istifade şehir geziyorlardı. Asıl yıldız isimleri göremedik ama birkaç genç futbolcu ile konuşma imkanımız oldu.

İlk yaptığımız şeylerden birisi şehrin haritasını almak olmuştu çünkü heryeri görmek ve gezmek istiyoruz. Ve bunun en kolay yolu bir harita eşliğinde bilerek gezmektir. Haritayı alıp biraz incelediğinizde Moskova şehrinin çok iyi bir şekilde tasarlanmış olduğunu anlıyorsunuz. Şehir bir daire şeklinde büyüyor. İçeride şehir merkezi ilk daire ve içinde hükümet binaları ve tarihi şehir yer alıyor. İkinci çember Komünist Rusya zamanında yerleşim için yapılmış konutlar ve bugün iş merkezlerini kapsıyor. Son kısım da şehir dışı ama ulaşım metro sayesinde çok kolay. Bugün normal çalışanlar ve işçiler burada yaşıyor çünkü özellikle şehir merkezine yaklaştıkça kiralar ve ev fiyatları astronomik seviyeye çıkıyor.

Aleksander Bahçesi’nde uzun bir süre geçirdikten sonra biraz yorgunluktan biraz da karanlıkta yürümemek için eve dönmeye karar verdik. Ancak elimizden geldiğince eve her gün farklı bir yoldan gitmeye, bu sayede şehir daha çok görmeye ve tanımaya karar verdik.

İkinci günümüzde her ne kadar ciddi bir iletişim kurma imkanımız olmasa da pek çok yeni insanla sohbet ettik. Ufak tefek yeni şeyler öğrendik. Onlarla tanıştık. Rusya’nın ve eski Sovyetler Birliği’nin başkenti Moskova’da Eski Sovyetler üyesi ülkelerin vatandaşları ile her yerde karşılaşabiliyorsunuz. Kazakistan, Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Türkmenistan ve diğerleri. Bu insanların bir kısmı bizim gibi turist olarak gezmeye gelmiş bir kısmı da buraya göç etmiş ve burada çalışıyorlar. Sovyetler Birliği döneminde bu durum çok normalmiş, iş veya eğitim için herkes Moskova’ya eliyormuş, bu durum şu anda da hala geçerli gibi gözüküyor. Tabi şimdi dünyaya açılmış yeni Rusya’da Avrupalı ve Amerikalı çok sayıda turist görmekte mümkün.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme